No.75 - 1001 Ölü Masalları

-
Aa
+
a
a
a

Merhaba kâinat!

Perşembe günü (28 Şubat), saat 10.37’de, Kuzey Marmara Fayı’nın 110 km uzunluğundaki batı bölümünde (Mürefte – Çekmece arası), Orta Marmara çukurluğundaki ana kol üzerinde, 4.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Sarsıntı Amasya, Çankırı, Çorum, İstanbul, Kırşehir ve Yozgat’ta hissedildi. Türkiye’de sene başından beri 40’ın üzerinde deprem meydana gelmişti; bu da onlardan biriydi, ama biz Türkiye’nin kuzeybatısında yaşayanlar zaten birkaç senedir diken üzerindeydik. Gözümüze önce bu bölgede meydana gelen depremler batıyordu. Son yirmidört saat içinde iki ayrı deprem daha meydana gelmişti halbuki. Ancak, bununla beraber, ‘memnuniyetle’ müşahade ettik ki gazetelerimiz de ülkenin kuzeybatı sakinleri için çıkıyordu ağırlıklı olarak. Haberlerde kullanılan başlıklardan seçecek olursak:

“Marmara unutturmadı” (Radikal)“İstanbul’un yüreği ağzında” (Cumhuriyet)"Bu stres bitmez" (Milliyet)“Marmara’da fay kırıldı” (Sabah)“Korkutan uyarı. 4.8’lik deprem öncü mü?” (Akşam)“4.8 Öncü mü tartışması” (Hürriyet)

Diğer iki deprem, İstanbul’da da hissedilen son deprem sayesinde büyük haberlerin içinde yer alabiliyordu. Burada duralım ve diyelim ki bunu çok da yadırgamıyoruz aslında; Türkiye’nin gözbebeği bir şehir için muazzam bir tehdit söz konusuysa bu konuda bir ‘hassasiyet’ oluşması kadar sevindirici bir gelişme olamaz. Yadırgadığımız, bu ‘hassasiyet’in niteliği. Tekrar haberlere dönelim. Cumhuriyet’te, Prof. Ahmet Mete Işıkara’nın emsalsiz tespiti “Türkiye bir deprem ülkesidir”, haberin girişinde yer bulmuştu. Radikal manşetinde “Deprem 4.8, dedikodu 8.4” ifadesine yer vermiş, İstanbul halkının ‘şehir efsaneleri’nin esiri olduğunu yazıyordu. Dedikodunun yıldırıcı etkisi önemliydi elbette, ama dedikodu için de bir manyitüd tayin ederek latife yapmak işin kendi ciddiyetini seyreltmiyor muydu acaba? Milliyet de Manşetten verdiği haberin bir ayağında “Deprem ülkeyi turlayıp duruyor” demişti. Ülkeyi turlayıp duran, ‘turlamak’ fiilinin olumsuz bir yananlam içermemesi nedeniyle ehemmiyetsiz bir olay gibi algılayabileceğimiz bir hareketlilik yani. Turlayıp duran bir yaramaz; kerata, hınzır, ele avuca sığmaz bir haşarı... Sabah gazetesi, “Endişeye gerek yok” telkininde bulunmuştu: “İstanbul Valisi Çakır yatıştırdı: Endişe edilecek durum yok.” Yatıştık, değil mi? Hürriyet gazetesi ise “Uzmanlar bölündü” diyordu. Bilimadamları farklı farklı tespitlerde bulunmuşlarmış... İlkokuldan beri okumayı bildiğimiz gibi, ‘okumayı’ da bildiğimiz için rahatlıkla söyleyebiliriz ki uzmanlar aslında bölünmüş değil. Hepsi de şunu söylüyorlar: İstanbul’da çok yıkıcı bir deprem bekleniyor. Bir saniye bile yitirmeksizin binalarımızı sağlamlaştırmalı, örgütlenmeli ve hazırlığımızı tamamlamalıyız!

Söylediklerimiz bir tür ‘dil üstünde kaydırmaca’ olunca ölüm ihtimalinden, ölümün ta kendisinden bahsettiğimizi gözden kaçırabiliyoruz. Nitekim, Hindistan ve Ortadoğu’da yaşananlar ‘dudak uçuklatıcı’ seviyede ölüm sayıları getiriyor bize ve bunlar da Türkiye’deki gazetelerde yer bulamıyorlar pek. (Hele birinci sayfalarda, hiç.)

Gene gazetelerin ön sayfalarında rastlamadığımız haberlere göre, Ortadoğu’da ölüm kol geziyor. İntifada’nın başlangıcından bugüne kadar geçen 17 ay içinde en yüksek sayıda insan dün (28 Şubat Perşembe) günü öldürüldü ve yaralandı. Bugün 4 gencin öldürülmesiyle birlikte, toplam ölü sayısı: 1306. Bunlardan 1001’i Filistinli. Hindistan’da, Gucarat’ta Sabarmati ekspresine yapılan saldırıyla başlayan dini ve etnik vahşet orjisinde, Çarşamba (27 Şubat) gününden itibaren 200’den fazla insan öldü. Kadınların ve çocukların uykuları sırasında sürüklenip ateşe verilmeleriyle devam eden vahşette, geçen 10 yılın en kabarık ölüm bilançosuna ulaşıldı. Hintli gazeteci ve öğretim üyesi İcaz Ahmed’e göre, cemaatler arası şiddet son elli yıldan beri daima artmakta olduğu için bu rekorun önümüzdeki günlerde kırılmasını rahatlıkla bekleyebiliriz... ABD öncülüğünde 15 ülkenin, Irak’ı 3 koldan istilâ edip Saddam’ı devirme planının “provası” olarak yüzlerce gemi, uçak ve onbinlerce askeri içeren dev tatbikatı “Güçlü İrade”nin başlayıp başlamadığını gazetelerden öğrenemedik, ama başlamış olduğundan eminiz. Öte yandan, ABD ile Rusya’nın bağımsız Gürcistan ülkesini aralarında nüfuz bölgelerine ayrırdığını, yani bir tür paylaşımı tamamladıklarını İzvestiya’dan öğrendik. Habere göre, paylaşım kabaca şöyle: Gürcistan’ın Pankisi vadisi ABD’de, Gürcistan’ın Abhazya ve G. Osetya bölgeleri Ruslar’da, Çeçenler de Ruslarda... Gürcülere ne kaldığını yazmıyor İzvestiya. Ayrıca, ABD aynı anda 50 ilâ 60 cephede birden savaşacakmış. “Farklı ülkelerde farklı yaklaşımlarla, ama eşzamanlı olarak” gerçekleştirileceği söylenen operasyon (Cumhuriyet), hem insanlığımızın güçlü iradesini gösteriyor, hem de bir zamanlama ve eşgüdüm anıtı olarak yükseliyor karşımızda anlaşılan.

Önümüzdeki günlerde olmasa bile, önümüzdeki yıllarda bir büyük tehlike daha bekliyor gezegenimizi: Ani, hem de çok ani iklim değişiklikleri. Guardian gazetesinde yayımlanan ve (Ekonomik Eğilimler Vakfı Başkanı ve ‘The Biotech Century’ isimli kitabın yazarı) Jeremy Rifkin’in imzasını taşıyan yazıyı özetlemeye çalışalım. Artık derimizin kalınlaştığını, kanıksamanın ruhumuzda kök saldığını söyleyen Rifkin, görsel bir patlama halinde cereyan etmedikçe hiçbir önemli gelişmenin medyaya yansımadığını söylüyor (patlama halinde cereyan edenler de zor yansıyor. Bkz. Önceki paragraflar). ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nin söyledikleride böyle güme gitti diyor Rifkin: Önümüzdeki 100 yıllık küresel ısınma eğilimi, birdenbire ve hiçbir işaret olmaksızın, birkaç sene içinde akıl almaz ölçüde ivme kazanarak insanlara ve bitkilere hemen hiç adaptasyon fırsatı tanımaksızın ekosistemlerin ve insan yerleşimlerinin altını oyan, yeni bir iklim rejimini önümüze getirebilir. Rifkin, bunu söyledikten sonra bir şeyin daha altını çiziyor. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ndeki bulgulara göre, bugünden başlayarak 2100 yılına kadar ortalama yüzey sıcaklığının 1.4 dereceden 5.8 dereceye çıkması bekleniyormuş. Bu olursa, diyor Rifkin, önümüzdeki 100 yıl için yapılan sıcaklık değişikliği tahminleri 10 bin yıldır yaşanan bütün iklim değişikliklerinden daha büyük bir değişikliğe işaret edecek. Kabaca 14 sonuç çıkacak bundan, diye sürdürüyor yazısını. 11 adet genel ve 3 adet de doğrudan insan yerleşimleriyle ilgili. Sayalım isterseniz:

Buzulların erimesi Arktik kutup şapkasının erimesi Denizlerin yükselmesi Yağış ile fırtınaların artması Daha sert hava rejimleri Yaşamaya uygun yerlerin bozulması ve kaybı Ekosistemlerin kuzeye doğru kayması Kullanılabilir suyun tuzlu suyla karışıp kirlenmesi Büyük çapta orman kayıpları Türlerde hızlı nesil tükenmesi Kuraklıkların artması

İnsan yerleşimleriyle ilgili olanlar da şöyle:

Ada devletlerin ve kıyılara yakın ülkelerin suya gömülmesi Tarım ürünlerinde azalma (bilhassa güney yarımkürede) Tropik salgın hastalıkların kuzeye ve daha önce ılıman olarak bilinen bölgelere yayılması

Rifkin, kocaman bir medeniyet olarak ‘kitabe-i seng-i mezar’ımızı çoktan yazdığımızı söylüyor. Biz de, akıcı bir Türkçe’yle, medeniyetimizin 11+3 tutturduğunu söyleyeceğiz.

Türkiye “cephesinde” ise, Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni soykırımı ile iddiaların yer aldığı karar tasarısını onaylamasına karşı tepkiler, Futbol dünyasını saran ama sarsamayan Susurluk çetesi ile bağlantılı “şike” olaylarıyla ilgili olarak hakem Sadık İlhan’ın tutuklanması, tutuklanmasından sonra kelepçelerini paltosu ile gizlemesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekliliğini isteyeceğini açıklaması... MGK’nın “idam” tartışmasını TBMM’ye bırakması, RTÜK’ün, ilk kez iki radyo ile bir Televizyonu (Nur ve Mihr) tamamen kapatma kararı alması ve Altınoluk ilçemizde nadide “geyik böceği”nin bol bulunması ile turizm dışında yeni bir zenginlik “kapısı” açılması...

Geyik böceği muhabbeti ile tefrikamızın sonuna geldik işte.

Devamı haftaya...